Külkedisinin Aksi - Masumiyetin İntiharı Film Analizi

December 28, 2018

 

Psikanaliz ve felsefe doktoru olan, bugün yapıyor olduğumuz okumayı da yazdığı Aşıklar isimli kitapta ele alarak film okumamıza ilham kaynağı olan Dr. Clothilde Leguil, filmleri ve sinema sanatını geçmiş zamanın mitolojisine denk olarak görür ve aynı zamanda sinemayı ''günümüze özgü sanatsal ifade biçimi'' olarak tanımlar. Psikanalitik bakış açısıyla mitolojide ele alınan en temel mesele fantazi yani düşleme dairdir. En çok duyduğumuz, psikanalizin 100 yıldır tüketemediği ödip mitini düşünelim: Psikanalizde bu mit aracılığıyla yüzyılları aşan bir mesele olan ödipal düşlemler yani ensestüel arzular ve baba katline dair düşlemler ve medeniyeti var eden yasa-k-lar ele alınır. Ruhsal olan, ele alınması zor bir düşlem, hikayeleşmiş ve bin yılları aşarak bize ulaşabilmiştir. Artık mitolojik eserlerin üretildiği bir yüzyılda değiliz fakat günümüzde de düşlemleri filmler aracılığıyla ele alabiliriz.

Belki de konuşmamızı mitler ve baba katline dair bir mitle açmamız boşuna değildir! Çünkü 1972 doğumlu olan Sofia Coppola, baba katlinin ele alındığı Baba filminin de yönetmeni olan Francis Ford Coppola'nın kızıdır. İlk set deneyimini doğduğu sene Baba filminin setinde yaşar. Başka bir deyişle doğduğu günden beri Sofia sinema setindedir ve 1999 senesinde henüz 27 yaşında genç bir kadınken Virgin Suicides ile sanatçı/yönetmen olarak ilk filmini çeker. Bu kadar büyük bir yönetmenin ailesinden gelip ilk filmini çekmekte olan Sofia'nın ilk filminin konusu nedir? O nasıl bir düşlemi ve trajediyi ele alır?

 

 

 

Film, Michigan'da yaşayan amerikan rüyasını gerçekleştirmiş yani bir ev ve araba alıp, aile kurmuş gibi gözükmekte olan bir ailenin bir yılını bize gösteriyor. Bu semtte herkes rutin ve güvenlikli hayatlarına devam etmekte, sempatik evlerinde yaşamakta, yanyana dizili olan bu evlerinin bahçelerine ve çimlerine özenle bakmakta, çocuklarını üniversiteye göndermek için para biriktirmekte ve hayatlarına devam etmektedir. Ta ki bir gün bu ailelerden birinde her şeyin dışarıdan göründüğü kadar belki de kusursuz olmayabileceği düşüncesi doğana, bir gerçek, yani Cecilia'nın intihar teşebbüsü ve ardından intiharı bu rutinde bir delik açana kadar. Bu eylem ve eyleme geçiş ise bize o ailede yürümeyenleri gösterecek ve bizi genç kızların hayatına tanıklık etmeye davet edecektir. Aralarından cinsel olarak daha henüz uyanmakta olan Lux'ın Trip'le olan karşılaşması, çok kısa bir sürede bize ilk aşk, ilk balo, ilk sefer ve ilk terk edilme deneyimlerini ve bu sessiz terkin nasıl bu ailenin kalan 4 kızının trajik sonunu hazırladığını gösterecektir.

Dr. Clothilde Leguil, Masumiyetin İntiharı filmini günümüzde herkesin en az bir kere yaşadığı bir külkedisi masalı ve dönemimizin trajedisi olarak tanımlıyor. Başka bir deyişle yazar, burada herkesin en az bir kere kendisini aşık olmuş, gecenin heyecanına kapılmış ve sabah uyandığında kelimesiz ve sessizce terk edilmiş bulmuşluğunu işaret ediyor. Belli ki Külkedisi'nin yazıldığı dönemde kadınlar altından faytonları balkabağına, balo elbiseleri yırtık pırtık ev kıyafetine, şöforleri sıçana dönüşmeden evlerine dönmeyi ve erkeklerse gecenin büyüsüyle ellerinde olan küçük bir bilgiyle kadınlarını arayıp, onlara ulaşmayı biliyorlardı. Fakat zaman değişti ve günümüzde yaşanan aşklar çok daha çabuk çözülmeye ve bitmeye eğilimli ve uçucu oldular. Fakat elbette filmde yaşanan ve bizim de izlerken tanıklık ettiğimiz buna indirgenemez! Çünkü aşık olunan biri tarafından sessizce terk edilmek büyük bir çoğunluğun başına gelmiş olsa dahi; bu durum bu kişilerin çevresini, filmde de gördüğümüz gibi bütün kardeşlerini intihara sürüklemez. Zaten bu film de bir aşkla değil, en küçük kardeşin intihar teşebbüsüyle başlıyor. Bu küçük kardeşin intiharına dair ve yaşamına dair film bittiğinde çok az şey biliyoruz. Bildiklerimiz hayvanlara ve mahallede yaşananlara yaşıtlarına kıyasla yoğun duyarlılığı ile sınırlı diyebiliriz. Ayrıca doktoru da onu tanımaya çalışmıyor ve yaşadığı neyin onu kendi canına kıymaya taşıyabileceği ile ilgilenmiyor. Bunun yerine hastanede ona '' Hayatım aklından ne geçiyordu? Hayatın ne kadar kötü bir hal alabileceğini görecek kadar olgun dahi değilsin!'' diyor ve Cecilia bize kendisi de kadın olan ve yönetmen olarak ilk filmini çeken Sofia Coppola'nın derdini seslendiriyor :''Görünen o ki doktor, hiç 13 yaşında bir kız olmamışsınız!''.

13 yaşında bir kız olmak ya da kız/kadın olmak ne demektir? Ergenlik, depresyon ve aşk arasındaki bağlantı nedir? Cecilia'nın intiharı az önce bahsettiğimiz terk edilme durumunda ailenin verdiği tepkiyi ve kızların trajik sonunu nasıl hazırlar?

21. Yüzyılda Aşk temalı Haliç Üniversitesi'nde ikincisini gerçekleştiriyor olduğumuz film analizi gününde, sanatçının her zaman psikanalistten ileride olduğunu bilerek ve filmi dayanak olarak alarak, Freud'un tanımıyla, kadınsıya- karanlık kıtaya doğru yol almayı öneriyoruz. Kim bilir belki de Archimedes'in ''bana bir dayanak noktası verin dünyayı kaldırayım'' derken ön gördüğü gibi sır perdesini biraz olsun Sofia Coppola liderliğinde kaldırabiliriz! Bu iddialı hedefin yanında elbette sunumlarımız sönük kalacaktır fakat ilk noktadan yani Külkedisi masalı ve bu film arasındaki benzerlikten başlayalım.

Külkedisine dair ilk yazılı belge Antik Mısır döneminden bize ulaşmıştır. Dolayısıyla burada ele alınan mesele neredeyse insanlık tarihi kadar eskidir diyebiliriz ve günümüzün Külkedisi olan Lux ve masal arasında neyin değiştiğine bakabiliriz. Külkedisi masalını düşündüğümüzde Külkedisi kardeşleri ve üvey annesi tarafından kendisine kötü davranılan, onlar bir gece dışarı çıkarken evde/geride bırakılan konumundadır. Bir peri anne yardımına koşar ve onun hayallerini gerçekleştirir. Külkedisiyse periye verdiği sözü tutar ve 12'de eve döner, prensinin onu bulmasını ve kötü üvey annesinden kurtarmasını bekler. Külkedisi kendi özünde;

  • Kardeşler arası rekabet ve bunun uyandırdığı kaygıları,

  • Annesinin en sevileni ya da ailenin dışlananı olmayı ve aile dinamiklerini,

  • Anne ile olan ilişkinin genç ve henüz kadınlığını keşfetmekte olan bir kızın bir

    erkeğe doğru açılmasının önüne nasıl geçebileceğini, başka bir deyişle annesel

    yıkımı (ravage maternel),

  • Aynı zamanda da bir erkeğin nasıl bu yutucu/yıkıcı ilişkide ayırıcı olabileceğini

    gösteriyor diyebiliriz.

    Masumiyetin İntiharı filmindeyse ilginç bir şekilde kardeşler arasında oluşabilecek kıskançlık ve rekabet duygularının yerinde ailenin çocuklarını kimliksizleştirerek bu rekabetin önüne geçmesi durumu söz konusudur. Bu kimliksizleştirmeye en açık şekliyle;

 

  • Herkes için aynı kuralın geçerli olmasıyla,

  • Herkesin aynı kıyafeti giymesiyle,

  • Herkesin baloya gitmesiyle,

  • Kızların ''the girls'' diye adlandırmasıyla tanık oluruz. Adlandırmanın en temel işlevi

    bir varlığın diğerinden farklı olduğunu kabul etmek ve ona bir dizinin içinde kendine özgü yerini vermektir. Lisbon kardeşler dizisinde ayrışmış bir yere sahip olmak, bazen çizginin dışına çıkmak çok yoğun kaygılar uyandırdığından mümkün gözükmemektedir.

    Bu ev ortamını düşündüğümüzde, yakından düşündüğümüzde durumun saçmalığı göze çarpar. 5 kızı olan bu ailenin en küçüğü ile en büyüğü arasında 6 yaş fark vardır ve 6 yaş erken gelişim evrelerinde sıradışı bir farklılık yaratır. 1 yaşında bir bebekle, 7 yaşında bir kız çocuğu, 12 yaşında buluğ çağına girmekte olan bir kızla, 18 yaşındaki genç yetişkin bir kızın istekleri, ihtiyaçları, tarzları, tavırları, hayalleri, konulara yaklaşımları, anlayış kapasiteleri radikal bir şekilde birbirinden farklıdır. Buna karşılık olarak da olağan olan ebeveynlerin de onlara karşı tavırlarının farklı olmasıdır. Fakat bu evde bu olağan durumlara pek tanıklık etmemekteyiz. Bunun sonucu o evdeki her birey için çok küçük düşürücü olsa gerek diye düşünüyorum. En basidinden sevgilisi olan bir kardeşiniz, sevgilisiyle baloya gidecek diye tanımadığınız bir erkekle baloya gitmek durumunda kalmak aşağılayıcı bir durumdur. Burada ailenin kızlarını kimliksizleştirmesine ek olarak erkeklerin de onları aynı şekilde kimliksizleştirdiklerini ve ayırmadıklarını görüyoruz: onlar için de Cecilia, Bonnie, Lux, Marie, Therese birbirinden ayrı değil gibiler. Onlar güzel, kusursuz, gizemli Lisbon kardeşler : hem balo için gelmiş erkekler, hem de anlatıcılar için. Kızlar da aslında bu durumun farkındalar ve buna filmde tanıklık ediyorlar: Marry ''Hangimiz kimle gideceğiz?'' diye sorduğunda, ''bizi gelişigüzel bölüşecekler'' diye cevap veriyor Therese. Bu cevapta gördüğümüz Therese'in kendi öznelliğinin bu seçimde konumlanmamış olmasıdır:

    • Lux, Trip'le bir aşk yaşıyor ve gece çıkmak istiyorlar.

    • Anne kızlarına ''her kız için aynı kurallar geçerli olduğunu'' hatırlatıyor.

    • Trip kendi çıkarları için çevresinden arabası olan, çalışkan olan vb çocukları seçiyor.

    • Çocuklar kızları aralarında bölüşüyor.

 

Diğer kızlaraysa hiçbir söz ve karar hakkı kalmıyor. Bebeklerle oynarken eldeki her şey bittiğinde onları gıdıklayarak ''hani bana? hani bana?'' denildiği ve bebeklerin de güldüğü gibi onlar da ellerinde olana razı oluyorlar! Sonuçta duygusal bir bağları olmayan biriyle partiye gitseler de onlar da ilk defa bir partiye gidecekler, ilk defa güzel elbiseleriyle gece dışarı çıkacak, ilk defa evden bir erkek tarafından alınacak ve belki de ailenin bakışından uzak bir yerde eğlenecekler. Durumun garipliğine rağmen bu hayaller onların kendilerini heyecanla hazırlanmaya bırakmalarını sağlıyor.

Bu kimliksizleştirme, ayrışma durumunda kardeşler arasında doğacak olan rekabetin dayanılmazlığının ve ayrışmanın sonuçlarının yarattığı kaygının bir sonucu olarak görülebilir. Ruhsal olarak ayrışmamışlıklarının bir izi daha filmde sürekli bir arada gezmeleriyle bize iletiliyor. Evde, yemekte, okulda, tenefüslerde, çimlerde, her yerde sürekli beraberler! Cecilia ilk yalnız kaldığında küvette bileklerini kesiyor, ikinci yalnız kaldığında yani partide grubun yanından ayrıldığında hayatına son veriyor. Bu ailede sürüden ayrılan için risk büyük! Ve bu durum annenin duruşunu daha da sertleştiriyor ve kuralına iyice tutunmasına ve hatta yapışmasına sebep oluyor. Herkes için aynı kural geçerli, anca beraber kanca beraber!, asla ayrılmamalıyız, yoksa sonumuz son değil! Cecilia'yı gördük, başına neler geldi... İşte annenin kızlarına sürekli farkında olarak ya da olmadan verdiği mesaj bu! Ve her bu yapışmadan ayrılma denemesi ruhsal olarak ortam elverişli olmadığından ne yazık ki başarısızlıkla sonuçlanıyor! Ve sonuç o sürüden ancak ölüm onları ayırıyor ya da başka bir şekilde söylersem ölüm onları ayırana kadar beraberler!

Ama nasıl ve neden? İlk gece deneyiminden sonra bu ailede işlenemeyen ve simgeleştirilemeyen, öznelleştirilemeyen nedir?

 

 

Bu konuşma 26 Aralık günü Haliç Üniversitesi Psikoloji Klubü ile Lacancı Psikanaliz Çalışmaları ortaklığında gerçekleşmiş 21. Yüzyılda Aşk Masumiyetin İntiharı filmi gösterimi ve analiz gününde okunmuştur ve günün açılış konuşmasıdır. 

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

Diğer Yazılar
Please reload

Arşiv
Please reload

Konular
Please reload

Psikolog Dr. Pınar Arslantürk

Mira Psikoloji & Psikoterapi Merkezi

Valikonağı Caddesi, Akkavak Sokak,

Dilek Apt.  Daire:5, Kat: 3, Teşvikiye/İstanbul 

pinar.arslanturk@mirapsikoterapi.com

Tel : +90.212.999.56.23

        +90.533.563.30.61

  • Black Facebook Icon